Türk Hukuk Sisteminin Tarihsel Gelişimi: Töreden Modern Anayasalara
Türk Hukuk Sisteminin Tarihsel Gelişimi: Töreden Modern Anayasalara
Türk hukuk anlayışı, Türkistan’daki geleneksel töre kurallarından Osmanlı Dönemi’ndeki şer’i-örfi hukuk dengesine ve Cumhuriyet Dönemi’nin çağdaş anayasal reformlarına uzanan köklü bir tarihsel sürekliliğe sahiptir.
1. Türklerde Töre ve Hukukun Üstünlüğü
İslamiyet öncesi Türk devletlerinde toplumsal düzeni, devlet yapısını ve işleyişini belirleyen bağlayıcı hukuk kurallarının bütününe töre denir. Töre anlayışının temel nitelikleri şunlardır:
- Hukukun Üstünlüğü: Töreye kağan dâhil herkes uymak zorundadır. Töre ilkelerine uymayan veya yönetimde başarısız olan kağanların görevden alınabileceği kabul edilmiştir.
- Törenin Kaynakları: Kağanın koyduğu kurallar, kurultay kararları ile zamanla olgunlaşan gelenek ve göreneklerin birleşimiyle oluşmuştur.
- Temel İlkeler: Konargöçer yaşam tarzının biçimlendirdiği bu hukuk yapısı, adalet ve eşitlik ilkelerini esas almıştır.
Türkistan’da şekillenen bu töre anlayışı, Türkiye’ye uzanan tarihsel süreçte gelişerek varlığını sürdürmüş ve modern Türk hukuk sisteminin zeminini hazırlamıştır.
2. Türk-İslam Devletlerinde Şer’i ve Örfi Hukuk Dengesi
İslamiyet’in kabulünün ardından Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular ve Osmanlı Devleti’nde hukuk sistemi İslam hukuku ile birleşmiştir. Osmanlı Devleti, önceki Türk-İslam devletlerinin hukuki mirasını devralarak iki temel ayak üzerine kurulu bir sistem uygulamıştır:
Şer’i Hukuk
Kaynağını Kur’an, sünnet, icma ve kıyastan alan şer’i hukuk; dinî ve toplumsal ilişkileri düzenlemiştir. Bu sistemde devlet yöneticileri yasa koyucu değil, şer’i ilkelerin uygulayıcısı ve koruyucusudur.
Örfi Hukuk
Şer’i hukukun düzenlemediği alanlarda padişahın kamu yararı ve adalet ilkelerine dayanarak kanun koymasını ifade eder. Vergi, askerlik, idari ve cezai düzenlemeler çoğunlukla örfi hukuk kapsamında ele alınmıştır.
Osmanlı Devleti’nde şer’i ve örfi hukukun birlikte ve dengeli uygulanması, hukuk sistemine esnek ve güçlü bir yapı kazandırmıştır.
3. Mahkemelerde Şeffaflık ve Yargı Denetimi: Şuhudül-Hâl
Osmanlı mahkemelerinde şuhudül-hâl (müşahitler), kadıya danışmanlık yapan ve yargılamayı gözlemleyen bir kurul olarak görev yapmıştır. Bölgenin ileri gelenleri arasından seçilen bu kişiler şu işlevleri yerine getirmiştir:
- Ticaret, zanaat, maliye ve arazi konularındaki yerel uygulamalar ile örfi hukuk gelenekleri hakkında kadıyı bilgilendirmişlerdir.
- Kadıların adil karar vermesinde ve kararların davanın niteliğine uygunluğunun denetlenmesinde rol oynamışlardır.
- Mahkemede hazır bulunarak ve kararları imzalayarak yargılamada açıklık (şeffaflık) ve bağımsızlık sağlamışlardır.
- Kadıya yapılabilecek muhtemel baskı ve dış müdahalelerin önüne geçmişlerdir.
4. Yazılı Hukuka Geçiş: Fatih ve Kanuni Kanunnameleri
Türk hukuk geleneği, Osmanlı Devleti döneminde yazılı ve merkezî bir hukuk yapısına dönüşmüştür. Padişah iradesine dayanan kanunnameler, Türk devlet geleneğindeki töre anlayışının yazılı hukuktaki devamı niteliğindedir.
- Fatih Sultan Mehmed: Reayanın hak ve yükümlülükleri ile devlet teşkilatını düzenleyen iki büyük kanunname yayımlayarak merkezî ve sistemli bir hukuk düzeni kurmuştur.
- Kanuni Sultan Süleyman: Hukuk alanındaki düzenlemeleri pekiştirmiş ve bu alandaki titizliği nedeniyle "Kanuni" unvanını almıştır.
5. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Anayasal Gelişmeler
Türk hukuk sistemindeki değişim ani bir kopuştan ziyade aşamalı bir süreç olarak gerçekleşmiştir:
- Tanzimat Fermanı (1839): Can, mal ve namus güvenliğini güvence altına alarak padişahın mutlak yetkilerini sınırlamış ve anayasal düşüncenin başlangıcı olmuştur.
- Islahat Fermanı (1856): Gayrimüslim tebaanın haklarını genişleterek Batı hukuk anlayışına yaklaşmayı sağlamıştır.
- Mecelle (1869-1876): İslam hukukunun ilk kez sistemli ve yazılı hale getirildiği Osmanlı’nın ilk medeni kanunudur.
- Kanun-ı Esasi (1876): Meşruti yönetime geçilmesini sağlayan ilk yazılı anayasadır.
- Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (1921): Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ilan ederek millî devletin hukuki temelini atmıştır.
- Türk Medeni Kanunu (1926): Laik, eşitlikçi ve birey merkezli modern hukuk sistemini kurmuş; kadın-erkek eşitliğini ve resmî nikâhı güvenceye almıştır.
6. Cumhuriyet Dönemi Anayasalarının Karşılaştırması
Cumhuriyet dönemi anayasaları, Türk hukuk serüveninde ulusal, laik ve çağdaş bir yapıya ulaşılmasını sağlamıştır:
| Anayasa | Temel İlke ve Yönetim Anlayışı | Öne Çıkan Özellikler |
|---|---|---|
| 1924 Anayasası | Millî egemenlik, güçler birliği | TBMM merkezli çoğunlukçu demokrasi anlayışı hâkimdir. Ulusal ve laik devlet yapısını pekiştirmiştir. |
| 1961 Anayasası | Yumuşak güçler ayrılığı, çoğulcu demokrasi | Anayasa Mahkemesi ve özerk kurumlar kurulmuştur. Bireysel hak ve özgürlüklerin en geniş tanımlandığı anayasadır. |
| 1982 Anayasası | Devlet ve güvenlik merkezli yapı | Güvenlik kaygıları öncelenmiş, bireysel özgürlükler ve demokratik denetim mekanizmaları sınırlandırılmıştır. |


Yorumlar
Yorum Gönder