yakın tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yakın tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İlber Ortaylı: Kırım'dan Türkiye'de Popüler Tarihçiliğe Uzanan Bir Çizgi

İlber Ortaylı Kimdir? Hayatı, Eserleri ve Tartışmalı Görüşleri

İlber Ortaylı: Bir Entelektüelin Portresi ve Tartışmalı Mirası

İlber Ortaylı; Osmanlı tarihi uzmanı, üretken yazar ve modern bir medya fenomeni olarak Türkiye'nin en çok konuşulan entelektüellerinden biridir. Keskin zekası, ansiklopedik hafızası ve zaman zaman polemiklere yol açan sivri üslubuyla hem büyük bir hayran kitlesine sahip olmuş hem de eleştirilerin odağına yerleşmiştir. Kariyerindeki akademik başarıların yanı sıra; Filistin tartışmaları, Topkapı Sarayı müdürlüğü dönemi ve yakın dostlukları, onu Türkiye'nin kültürel gündeminde tutan ana unsurlardır.

1. İlber Ortaylı’nın Erken Yaşamı ve Akademik Yükselişi

21 Mayıs 1947'de Avusturya'da dünyaya gelen Ortaylı, Tatar kökenli bir ailenin ferdi olarak çocukluğunu İstanbul ve Ankara’da geçirdi. Eğitim hayatına prestijli okullarda başlayan Ortaylı, Ankara Üniversitesi’nde tarih eğitimini tamamladıktan sonra Viyana ve Chicago üniversitelerinde uzmanlaştı. [1][2]

Osmanlı idare tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla doçentlik ve profesörlük unvanlarını alan Ortaylı, yazdığı kitaplarla bu alanda temel referans kaynağı haline geldi. 2005 yılında Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı olarak atanması, kariyerinin en dikkat çekici dönüm noktalarından biri oldu. Bu dönemde restorasyon projeleri ve uluslararası sergilerle müzeye yeni bir soluk getirse de, yaşanan bazı güvenlik zafiyetleri tartışmaları beraberinde getirdi. [3][4]

2. Topkapı Sarayı Yılları: Başarılar ve Güvenlik Tartışmaları

2005-2012 yılları arasında yürüttüğü müze müdürlüğü sürecinde, envanter çalışmaları ve küresel sergiler ön plana çıktı. Ancak bu başarılı dönem, 2010 yılında yaşanan bir hırsızlık olayıyla sarsıldı. Ortaylı’nın evinden çalınan Papa hediyesi kalemler, antika halılar ve değerli tespihlerin bir kısmı daha sonra bulundu. [5][6]

Müze envanterinden kalıcı bir kayıp yaşandığı resmen doğrulanmasa da, Paris'teki bir sergi sırasında tahrip olan Osmanlı Altın Tahtı gibi olaylar, Ortaylı yönetimine yönelik güvenlik ve ihmalkarlık eleştirilerini tetikledi. [7][6] Bu süreç, onun yönetim kabiliyetinin hem takdir edildiği hem de sorgulandığı bir dönem olarak tarihe geçti.

3. İlber Ortaylı Kitapları: Tarihi Sevdiren Eserler

Akademik monografilerin ötesine geçen Ortaylı, tarih bilgisini geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla sohbetlerini kitaplaştırdı. "Kırk Ambar Sohbetleri" ve hayat yolculuğunu anlattığı "Zaman Kaybolmaz" gibi eserleri, onun düşünce dünyasını arşivlemesi bakımından büyük önem taşır. [1][8] Popüler tarih yazıcılığı sayesinde genç kuşakların tarihle bağ kurmasını sağlayan Ortaylı, bu alandaki şeffaf üslubuyla takdir toplamıştır.

4. Televizyon Dünyası ve "Entelektüel Mavra"

TV programlarıyla tarihi popüler bir kültür ögesi haline getiren Ortaylı; Fatih Altaylı ve Celal Şengör ile birlikte gerçekleştirdiği "entelektüel mavra" tadındaki sohbetlerle hafızalara kazındı. [9][10] Özellikle Teke Tek programındaki performansları viral hale geldi. Ancak bu süreçte kullandığı alaycı dil ve bazı toplumsal gruplara (gençler, kadınlar vb.) yönelik sert ifadeleri, "elitizm" suçlamalarını da beraberinde getirdi. [9][2]

5. Tartışmalı Çıkışlar: Filistin ve Güncel Siyaset

İlber Ortaylı'nın en çok tepki çeken açıklamalarından biri Filistin üzerine oldu. "Eskiden Filistinli demek, arazi satıp yaşayan demekti" şeklindeki ifadeleri, tarihi çarpıttığı için büyük tepki çekti. [11][12]

İlber Ortaylı zaten, dış siyasette Pro-İsrail tutumunu sürdürmeye devam etmekte beis görmedi hiçbir zaman. Hatta 1990'lı yıllarda Ankara'da Birleşik Dağıtım Kitabevinin bir Yazar söyleşisine -ki bizzat canlı şahidiyim olayın- çağrıldığında yeni Müslüman Olmuş Roger Garaudy için Unwellcome (Hoş gelmedin!) deyin demişti konuşmaya başlar başlamaz.Zira Roger Garaudy "İsrail : Mitler ve Terör" adlı kitabı yazmıştı. Bu durumda İlber Ortaylı'nın Pro-İsrail tutumuna açıkça zarar veriyordu.

1990'lardan itibaren Türkiye Yahudilerinin yayın organı ve gazetesi olan Şalom'da yazı yazmaya da devam ediyordu

Pro-İsrail tutumunu sürdüren ünlü tarihçi, son dönemde İran'a karşı başarısız oldukları ortaya çıkan Donald Trump ve Binyamin Netanyahu için "cahil yan ürünler" ifadesini kullanarak onlara karşı çıktı. Aslında bu şaşılacak bir şey değildi. Kendisi gittiği ortamlara göre konuşmasını gayet iyi bilen biri olduğu için zaman değişince buna göre tavır almakta da zorluk çekmemiştir.[13][14]

6.Gazete Yazarlıkları

İlber Ortaylı'nın Gazete Yazarlığı Kronolojisi (Güncel)Prof. Dr. İlber Ortaylı, akademik derinliğini popüler tarih yazıcılığıyla birleştirerek Türkiye'nin en çok okunan köşe yazarlarından biri olmuştur.Gazete Dönem İçerik Odak Noktası Şalom 1990'ların sonu - 2000'lerin başı Osmanlı-Yahudi Tarihi ve Azınlık Kültürleri Milliyet 2000 - 2012 Kültür Tarihi, Şehirleşme ve Sosyoloji Habertürk 2009 - 2013 (Ek Yayın)Akademik Tarih Analizleri Hürriyet 2012 - 2026 Popüler Tarih, Seyahat ve Güncel Olaylar

Özet: İlber Ortaylı’nın Güçlü ve Zayıf Yönleri

Ortaylı’nın mirası, büyük bir üretkenlik ile bitmek bilmeyen tartışmaların dengesinden oluşur. İşte ana hatlarıyla bir özet:

Alan Güçlü Yönler (Başarılar) Zayıf Yönler (Eleştiriler)
Akademik Kariyer Osmanlı tarihi uzmanlığı ve eser bolluğu. Popüler yorumlardaki keskin genellemeler.
Topkapı Yönetimi Modernizasyon ve restorasyon projeleri. Güvenlik zafiyeti ve hırsızlık iddiaları.
Medya Kimliği Tarihi kitlelere sevdiren esprili üslup. Zaman zaman küçümseyici görülen tavır.
Siyasi Yorumlar Trump ve Netanyahu'ya yönelik sert eleştiriler. Filistin meselesindeki "toprak satışı" polemiği.

Sonuç olarak İlber Ortaylı, zekası ve kibriyle Türkiye tarihçiliğinin önemli figürlerinden biridir. [2]

Kaynakça ve Atıflar:

  • [1] İlber Ortaylı - Wikipedia
  • [2] Who is Ilber Ortayli? - Barut B'log
  • [3] Topkapı Sarayı Veda Konuşması - YouTube
  • [4] Ortaylı Röportajı - Sözcü
  • [5] Hırsızlık Vakası - İnternet Haber
  • [6] Güvenlik Şoku - Habertürk
  • [7] Altın Taht Tartışması - Murat Bardakçı
  • [8] Kırk Ambar Sohbetleri E-Kitap - Turuz
  • [9] Entelektüel Mavra - Onedio
  • [10] Aile Bağları Hakkında - Gazete Birlik
  • [11] Filistin Toprak Satışı İddiaları - Teyit.org
  • [12] Filistin Açıklaması - Kamu Son Haber
  • [13] Trump ve Netanyahu Çıkışı - Haber7

NOT:Roger Garaudy'nin yazdığı ve İsrail siyasetinin dayandığı temelleri eleştiren "İsrail: Mitler ve Terör" (İsrail Siyasetinin Dayandığı Efsaneler) kitabı ilk olarak 1986 yılında yayımlanmıştır. Kitap, Siyonist ideolojinin tarihsel ve dinsel iddialarını "efsane" (mit) olarak niteleyerek ele almasıyla tanınır. Kitap Hakkında Temel Bilgiler: Orijinal Adı: Les mythes fondateurs de la politique israélienne Yazar: Roger Garaudy Yayımlanma Yılı: 1986 İçerik: Kitap, Filistin toprakları üzerindeki Yahudi iddialarını tarihsel, dinsel ve terör odaklı efsaneler başlıkları altında incelemektedir.
Dersimiz Tarih

Dersimiz Tarih Uygulaması

Tarih Derslerinden Tarih Alanında Hemen Herşeye Kadar Dijital Tarih Bilgi Merkezi.

Google Play'den İndir

Bir Hanedanın Son Perdesi: Ressam, Entelektüel ve Son Halife Abdülmecid Efendi

 

Son Halife Abdulmecid Efendi Resim Çizerken

Bir Hanedanın Son Perdesi: Ressam, Entelektüel ve Son Halife Abdülmecid Efendi

Tarih bazen insanları, omuzlayabileceklerinden çok daha ağır yüklerin ve keskin dönemeçlerin tam ortasına bırakır. Osmanlı İmparatorluğu’nun gün batımında, Dolmabahçe Sarayı’nın koridorlarında fırçasıyla modern bir dünya düşleyen Abdülmecid Efendi, işte bu trajik ama bir o kadar da asil hikâyenin başrolündeydi. O, sadece bir hanedan üyesi değil; Batı’nın sanatıyla Doğu’nun ruhunu birleştirmeye çalışan bir "saray modernisti " idi.

Sanatın Gölgesinde Bir Şehzadelik

29 Mayıs 1868’de Osmanlıda İlk Resim Sergisini Açan Batıcı Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz’in oğlu olarak dünyaya gelen Abdülmecid Efendi, babası gibi batıcı bir veliaht olarak yetiştirildi. Arapça, Farsça, Fransızca ve Almanca’ya hakimiyetiyle tam bir Rönesans prensi profilindeydi. Ancak onu tarihe kazıyan asıl gücü, fırçasındaydı.

Türk resim sanatında figüratif tekniğin en güçlü temsilcilerinden biri oldu. "Haremde Beethoven" tablosunda, piyano başında klasik müzik icra eden modern Osmanlı kadınlarını resmederken aslında dünyaya bir mesaj veriyordu: Biz, modernleşen ve Batı’nın sanatsal dehasıyla barışık bir Doğu’yuz. "Haremde Goethe" ile edebiyata, otoportreleriyle kendi iç dünyasındaki batıcı keskin duruşa ayna tuttu. Onun sanatı, Osmanlı’nın modernleşme çabasının tuvaldeki kanıtıydı.

Siyasi Fırtına: Halifelik ve Yalnızlık

1 Kasım 1922’de saltanat kaldırıldığında, tarihin garip bir cilvesi olarak TBMM tarafından batıcı bir hanedan üyesi olduğu bilindiği için "Halife" seçildi. Ancak bu, kılıç kuşanılan eski ihtişamlı günlerin değil, siyasi yetkisi olmayan sembolik bir makamın başlangıcıydı. Günler geçmiş inkılâplarda sıra halifeliğin kaldırılmasına gelmişti. 3 Mart 1924’te hilafetin kaldırılmasıyla, 600 yıllık bir çınarın son yaprağı olarak vatanından koparılacağı o meşum geceye adım attı.

Sürgün, Gurbet ve On Yıllık Bekleyiş

3 Mart gecesi apar topar saraydan çıkarılan Abdülmecid Efendi, yanına sadece birkaç özel eşyasını ve yarım kalmış tablolarını alabildi. İsviçre’nin soğuk kışından Fransa’nın Nice kıyılarına, oradan da Paris’e uzanan bir gurbet hikâyesi başladı.  Nice’te geçirdiği yıllarda,  Haydarabad Nizamı’nın (Pakistan Devleti'nin Başkanı) desteğiyle ayakta kaldı.

Ancak hikâyenin en sarsıcı kısmı vefatından sonra yaşandı. 23 Ağustos 1944’te İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Paris’te bir kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumduğunda, vasiyeti vatan toprağına, Türkiye’ye gömülmekti. Kızı Dürrüşehvar Sultan’ın tüm çabalarına rağmen, dönemin siyasi konjonktürü buna izin vermedi. Halife’nin naaşı, ilaçlanarak Paris Camii’nin bodrumunda tam 10 yıl boyunca bir gün ülkesine dönme umuduyla bekletildi. 1954 yılında, tüm kapılar kapandığında, Suudilere başvurulunca onlar bu son halifenin sessizce Medine’deki Cennetü’l-Baki mezarlığına defnedilmesine izin verdiler.

Sonuç: Bir Sanatçının Sessiz Vedası

Abdülmecid Efendi, ne sadece bir halifeydi ne de sadece bir şehzade. O, imparatorluk küllerinden batıcı modernist bir kimlik inşa etmeye çalışan, ancak tarihin tozlu raflarında unutulmaya yüz tutmuş bir sanat dehasıydı. Bugün onun tablolarına baktığımızda, sadece renkleri değil, kaybedilmiş bir vatanın ve yarım kalmış bir modernleşme hayalinin hüznünü görürüz.


Summary (English)

This article explores the multi-faceted life of Abdülmecid Efendi, the last Caliph of the Ottoman Empire. Highlighting his career as a professional painter, specifically his masterpieces like "Beethoven in the Harem," it details his transition from a royal intellectual to the final spiritual head of the dynasty. The narrative concludes with his heartbreaking exile in France and the 10-year period his body remained unburied in a Paris mosque before finally being interred in Medina.

Sykes-Picot Antlaşması

  Sykes-Picot Anlaşması, Orta Doğu'nun bugünkü siyasi haritasını şekillendiren, çok tartışmalı ve tarihsel açıdan kritik bir gizli anlaşmadır.

Temel Bilgiler

  • Ne Zaman?: 16 Mayıs 1916

  • Kimler Arasında?: Birleşik Krallık (Sir Mark Sykes) ve Fransa (François Georges-Picot) arasında. Anlaşmaya daha sonra Rusya da dahil edilmiş, İtalya'ya ise sonradan pay verilmiştir.

  • Nerede İmzalandı?: Gizlice yapıldı.

  • Amacı Ne?: I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu yenilgiye uğratıldığında, Osmanlı'nın Orta Doğu'daki topraklarını bu devletler arasında paylaştırmak.

Anlaşmanın İçeriği 

Modern Yunanistan Tarihi(1923 - 2024)


Yoksul mülteciler 1923'te Türkiye'den Atina ve Selanik'e akın etti ve 1920'ler ve 1930'lar bir yoksulluk, yoksunluk ve siyasi kaos zamanıydı.[5] 1936'da General İoannis Metaksas, demokratik özgürlük pahasına bir miktar istikrar getiren otoriter bir 4 Ağustos Rejimi'ni (Καθεστώς της 4ης ΑυγούστουKathestós tis tetragtis Avgoústou) kurdu.[52][5]

Yunanistan, 1940'ta II. Dünya Savaşı sırasında İtalyan işgaline başarıyla direndi, ancak 1941'de Alman birlikleri tarafından yenildi ve işgal edildi.[5]

Kıbrıs Barış Harekâtı ve Sonrası

 




Aralık 1963'te, Cumhurbaşkanı Makarios, hükûmetin Kıbrıslı Türk yasa koyucular tarafından engellenmesinden sonra on üç anayasa değişikliği önerdi. Bu açmazlarından bıkan ve anayasanın enosisi engellediğine inanan[42] Kıbrıslı Rumlar, 1960 Anayasası altında Kıbrıslı Türklere verilen hakların çok geniş olduğuna inanıyordu ve Akritas planını tasarlamıştı. Plan, anayasada Kıbrıslı Rumlar lehine reform yapmaya, uluslararası toplumu değişikliklerin doğruluğu konusunda ikna etmeye ve planı kabul etmemeleri durumunda birkaç gün içinde Kıbrıslı Türkleri şiddetle bastırmaya yönelikti.[43] Anayasa değişiklikleri ile Türk toplumu, hükûmetteki etnik kotaları ayarlamak ve cumhurbaşkanı ile cumhurbaşkanı yardımcısının veto yetkisini iptal etmek de dahil olmak üzere azınlık olarak konumlarından vazgeçmiş olacaktı.[41] Bu değişiklikler Türk tarafınca reddedildi ve Türk temsilcisi hükûmeti terk etti; ancak bu terk edişin protesto mu, yoksa ulusal muhafızların zoruyla mı olduğu konusunda anlaşmazlık bulunmaktadır. 1960 yılında anayasa dağıldı ve 21 Aralık 1963'te Kıbrıs Rum polisinin de rol oynadığı ve iki Kıbrıslı Türkün öldürüldüğü Kanlı Noel gibi toplumsal şiddet olayları gerçekleşti.[43] Türkiye, İngiltere ve Yunanistan, Kıbrıs'ın bağımsızlığına yol açan Zürih ve Londra Anlaşmalarının garantörleri, General Peter Young komutasındaki adaya bir NATO gücü göndermek istedi.