Tarih Hafızasının Tozlu Sayfaları: "Ah Solon, Siz Yunanlılar Her Zaman Çocuk Kalıyorsunuz!"
Tarih, sadece geçmiş değil; hafızadır.
Tarih Hafızasının Tozlu Sayfaları: "Ah Solon, Siz Yunanlılar Her Zaman Çocuk Kalıyorsunuz!"
Tarih yazımı (historiografi) okumaları yaparken, bazen karşımıza öyle bir pasaj çıkar ki bugünün modern dünyasındaki "medeniyet" ve "tarih bilinci" algımızı kökünden sarsar. İşte bu sarsıcı anekdotlardan biri, felsefe tarihinin en büyük isimlerinden Platon'un yaşlılık dönemi eseri olan Timaios (Timaeus) diyaloğunda gizlidir.
Metinde, Atinalı ünlü devlet adamı ve bilge yasa koyucu Solon ile Mısırlı bir rahip arasında geçen epik bir entelektüel çarpışmaya şahit oluruz. Bu diyalog, antik dünyada zaman, hafıza ve medeniyet algısının ne kadar derin olduğunu gözler önüne serer.
Kendi Tarihini "En Eski" Sanan Bir Yunanlı
Hikayeye göre Solon, Mısır'ın delta bölgesinde yer alan kadim Sais şehrini ziyaret eder. Oradaki Mısırlı rahiplerle sohbet ederken, kendi ülkesinin ne kadar köklü olduğunu kanıtlamak ister. Yunan mitolojisinin en eski anlatılarını; ilk insan Phoroneus'u, Niobe'yi ve Yunan dünyasının büyük tufanı olan Deukalion Tufanı'nı anlatmaya başlar. Solon, bu olayların üzerinden kaç yıl geçtiğini hesaplayarak rahiplere adeta bir tarih dersi vermeye çalışır.
Ancak Mısırlı rahip, Solon'un bu çabasını tebessümle karşılar ve tarih dersi vermeye çalışan bu bilgeye, tarih yazımına damga vuracak şu meşhur sözlerle karşılık verir:
"Ah Solon, Solon! Siz Yunanlılar her zaman çocuk kalıyorsunuz; aranızda bir tek ihtiyar bile yok! Ruhlarınızda eski bir geleneğe dayanan hiçbir eski inanç, zamanla ağarmış hiçbir bilgi yok."
"Biz İki On Bini Biliyoruz, Siz Bir On Bini..."
Mısırlı rahibin bu sarsıcı çıkışının arkasında çok mantıklı bir tarih felsefesi yatıyordu. Rahip, Solon'a dönerek insanlığın geçmişte defalarca büyük afetler, tufanlar ve yangınlarla yok olduğunu anlatır. Bu felaketler her yaşandığında, dağlarda mahsur kalan sadece okuma-yazma bilmeyen, kültür üretemeyen topluluklar hayatta kalmış ve her seferinde medeniyet "sıfırdan" başlamak zorunda kalmıştır.
Rahibin kurduğu mantık tam olarak şuydu:
- Yunanlıların Unutkanlığı: Yunanlılar kendi hafızalarında ancak son 9.000 - 10.000 yıllık olayları tutabiliyordu. Üstelik Solon'un anlattığı o büyük tufan, aslında ilk değil, sadece sonuncu tufandı. Yunanistan her felakette hafızasını sıfırlamıştı.
- Mısır'ın Kesintisiz Hafızası: Mısır coğrafyası ise Nil Nehri'nin koruyucu yapısı ve iklimi sayesinde bu felaketlerden etkilenmemişti. Rahipler, tapınaklarında 8.000, 10.000 ve hatta 20.000 yıl öncesine ait tüm küresel olayları, yıkılan medeniyetleri (ünlü Atlantis hikayesi dahil) yazılı olarak kesintisiz muhafaza etmişlerdi.
İşin doğrusu Hz. Nuh zamanında bir tufan yaşanmıştı. Bunun izlerini dünyadaki hemen her kültürde görebiliyoruz. Buradaki 1. On bin ile 2. On bin de bunu ifade ediyordu. Bunun yanında başka ilahi cezaların da daha küçük çapta yaşanmış olması elbette mümkündür. Elbette onları da kastetmiş olabilir Mısırlı rahip.
Son olarak insanlık tarihinde modernizmin iddia ettiği gibi sürekli ileri doğru bir gelişme olmadığını, tarihin içinde yükselişler ve düşüşler olduğunu görüyoruz.
Bir Tarihçi Gözüyle Ne Anlamalıyız?
Bu diyalog biz tarihçilere çok önemli bir metodolojik ders verir: Tarih, sadece yaşanılan şey değil; kayda geçirilen ve korunabilen hafızadır.
Yunan dünyası felsefe ve sanatta zirveyi yakalamış olsa da, antik çağın gözünde Mısır; binlerce yıllık kesintisiz yazılı arşiviyle "tarihin gerçek hafıza merkeziydi". Tıpkı yazıyı icat eden Mezopotamya gibi, Mısır da zamanı bükmeyi ve insanlığın çocukluk evrelerini kaydetmeyi başarmıştı.
Sizce bugün modern dünya olarak bizler, Mısırlı rahibin gözünde hâlâ "çocuk" sayılır mıyız? Kendi tarihimizin ne kadarını gerçekten hatırlıyoruz?
Yorumlarda buluşalım!
Düşüncelerinizi bizimle paylaşın.


Yorumlar
Yorum Gönder